Son Eklenenler

2 Haziran 2017 Cuma

Elementx Web Blog

POZİTİF PSİKOLOJİ "osmanlı'da strese karşı"


Hayatta strese karşı ilaç olarak Osmanlı'nın düstûr edindiği 5 esas şunlardır:

1- Er-rızku al'allah!
Rızkı veren Allah'tır. Başkasının önünde eğilme!

2- Tevekkeltü al'allah! 
Allah'a dayan!

3- Ya Nasip! 
Canını sıkma eğer nasipse olur!

4- Ya Sabır! 
Sabretmeyi bil, vaktinden önce bahar gelmez!

5- Bu Da Geçer Ya Hû! 
Unutma! Zenginlik de fakirlik de, hastalık da sağlık da, mutluluk da, başarı da başarısızlık da.
Hepsi geçicidir. Hatta hayat bile...

Bakî olan Allah'tır.
Advertisement

17 Mayıs 2017 Çarşamba

Elementx Web Blog

Esas Fakir kim?

Bir gün çok zengin bir adam oğlunu yanına alarak, insanların ne kadar fakir olabileceğini göstermek için bir köye götürdü.

Çok fakir bir ailenin evinde bir gün-bir gece geçirdiler. Şehre dönerken baba oğluna sordu:

"Yolculuğumuzu nasıl buldun?"

"Çok güzeldi babacığım" diye cevap verdi oğul.

"İnsanların ne kadar fakir olabileceğini gördün değil mi?"

"Evet."

"Peki ne öğrendin ?"

"Şunu gördüm" dedi oğul:"Bizim evde bir köpeğimiz, onların dört köpeği var. Bizim evde bahçenin yarısına gelen bir havuzumuz var, onların kilometrelerce uzunluğunda dereleri var. Bizim bahçede ithal lambalarımız, onların yıldızları var. Bizim terasımız ön bahçeye kadar, onların ki ise ufka kadar uzanıyor."

Ufaklık konuşurken, babası şaşkınlıktan tek kelime bile edemedi. Ve çocuk ekledi:

"Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğiniz için, teşekkür ederim babacığım!"

12 Nisan 2017 Çarşamba

Elementx Web Blog

Anlayabilmek

Satılık Köpek Yavruları" ilanının hemen altında küçük bir çocuğun başı gözüktü ve çocuk dükkan sahibine sordu :
– "Köpek yavrularını kaça satıyorsunuz?"
Dükkan sahibi :
– "30 dolarla 50 dolar arasında değişiyor fiyatları" dedi.
– "Benim 2 dolar 37 sentim var" dedi çocuk.
– "Bir bakabilir miyim yavrulara"
Dükkan sahibi gülümsedikten sonra bir ıslık çaldı ve köpek kulübesinden beş tane yumak halinde yavru çıktı. Yavrulardan biri arkadan geliyordu. Küçük çocuk yürümekte zorluk çeken sakat yavruyu işaret edip sordu:
– "Bunun nesi var?"
Dükkan sahibi onun kalça çıkığı olduğunu ve hep sakat kalacağını açıkladı.
Küçük çocuk heyecanlanmıştı.
– "Ben bu yavruyu satın almak istiyorum."
Dükkan sahibi:
– "Hayır o yavruyu satın alman gerekmiyor. Eğer gerçekten istiyorsan o yavruyu sana bedava veririm"
Küçük çocuk birden sinirlendi. Dükkan sahibinin gözlerinin içine dik dik bakarak:
– "Onu bana vermenizi istemiyorum. O da diğer yavrular kadar değerli ve ben fiyatını tam olarak ödeyeceğim. Aslında şimdi size 2 dolar 37 cent vereceğim ve geri kalanını ayda 50 cent ödeyerek tamamlayacağım."
Dükkan sahibi çocuğu ikna etmeye çalıştı:
– "Bu köpeği gerçekten satın almak istediğini sanmıyorum. Bu yavru hiçbir zaman diğer yavrular gibi koşup, zıplayamayacak ve seninle oynayamayacak."
Bunun üzerine küçük çocuk eğildi, pantolonunu sıvadı ve büyük bir metal parçasıyla desteklediği sakat bacağını dükkan sahibine gösterip, tatlı bir sesle:
– "Ben de çok iyi koşamıyorum ve bu yavrunun kendisini çok iyi anlayacak bir sahibe gereksinimi var" dedi.

13 Mart 2017 Pazartesi

Elementx Web Blog

Bir dünya umut dolu on çilek

Diyarbakır' ın bir dağ köyünde ilköğretimde görev yapan öğretmen Matematik dersinde ;
– Bir kasada şu kadar çilek varsa, 10 kasada kaç çilek vardır? Diye öğrencilerine bir soru soruyor.
Öğrenciler:
– Öğretmenim çilek ne? Diyorlar.
Öğretmen:
– İşte çocuklar çilek.
– Biz hiç çilek yemedik. diyorlar.
Bunun üzerine öğretmen pes etmiyor, oturup Bursa'daki tarım firmalarına toprak numunesi yolluyor ve diyor ki;
– Bu toprakta çilek yetişir mi ? diyor.
Bursa'daki firmalardan cevap geliyor.
– Evet Diyarbakır şartlarında çilek yetişir.
Hatta mektubun yanında çilek fideleri ve yetiştirme şeklini anlatan bir tarif yolluyorlar. Öğretmen öğrencilere okuyor nasıl yetiştirileceğini, çıkarıyor bahçeye ve diyor ki:
– Bu sene size matematikten sınav yok.
Öğrenciler:
– E nasıl not alacağız öğretmenim?
Hepsine bahçeyi kazdırıp, çilekleri diktirip, can sularını verdikten sonra her birine dörder çilek fidesi verip:
– Şimdi gideceksiniz evinize anne babanıza ben size nasıl öğrettiysem sizde onlara öyle öğreteceksiniz.
Çocuklar gidiyorlar evlerine hepsi anlatıyorlar ve çilekleri dikiyorlar ve öğretmen diyor ki:
-Çilek mevsimi gelince getireceksiniz tabakta on tane çileğe bir not alacaksınız.
Çocuklar tabaklarla getiriyorlar #geleceginmimarlariogretmenler çilekleri sayıyor öğretmen çilekleri eksik olanlara da tam not veriyor ve sonra diyor ki:
– Çocuklar nasılmış tadı?
Öğrenciler:
-Valla ucunda not vardı diye yiyemedik.
– Hadi bakalım yiyin. Diyor öğretmen.
Çocuklar ağızlarını burunlarına bulaştıra bulaştıra yiyorlar çilekleri. Aradan iki yıl geçtikten sonra çilek girmemiş o köyün halkı şu anda Diyarbakır'ın pazarında çilek satıyorlar.
Şimdi düşünüyorum da, öğretmen olmak bu işte gerçekten… Tahtada müfredat anlatmak değil… Bulunduğun yere bulunduğun ülkeye, okula bir şeyler katmak…

(Alıntı)

25 Şubat 2017 Cumartesi

Elementx Web Blog

Adalet Kokulu Sıcak Ekmek

Alman Kralı II. Frederick 1750 yılında Potsdam'dan geçiyor. Orayı çok beğeniyor ve "Bana şuraya bir saray yapın" diyor. Ertesi gün adamları gidip bakıyorlar, Kral'ın beğendiği yerde bir değirmen.

​Adamlar kapıyı çalıyor, yaşlı değirmenci açıyor.

– Buyrun?
– Bizi Kral gönderdi. Burayı görüp çok beğendi, satın alacak. Kaç para?
– Satmıyorum ki ne parası?
– Saçmalama Kral istedi.
– Bana ne! Ben satmadıktan sonra kimse alamaz ki!

​Adamları gelip Kral'a diyorlar ki;

– Efendim beğendiğiniz yerdeki değirmenci deli. "Satmıyorum" dedi.
– Çağırın bakalım bana şu adamı.

​Değirmenci gelip, Kral'ın karşısında duruyor. II. Frederick:

– Yanlış anladınız herhalde beyefendi, ben satın almak istiyorum orayı. Kaç para?
– Yoo yanlış anlamadım, adamların da dün bunu söyledi. Satmıyorum!
– Beyefendi inat etmeyin, paranızı fazlasıyla vereceğim.
– Sen koskoca Kralsın, paran çok. Git Almanya'nın her yerine saray yap. Burayı benden önce babam işletiyordu. Ona da babasından kalmış, ben de çocuğuma bırakacağım. Satmıyorum!

​II. Frederick ayağa kalkıyor;

– Unutma ki ben Kralım!

​Değirmenci bakıyor ve diyor ki;

– Asıl sen unutma ki Berlin'de hakimler var! Hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar kral bile olsa adaletten üstün değildir. Hiç kimse adaletin üstüne çıkamaz. Orada oturamaz.Potsdam'da Sansosi Sarayı. Saray ve değirmen yan yana. Kral ve değirmenci adaletle komşu oluyor.

​Sabahları II. Frederick arka bahçeye çıktığında değirmenci sesleniyor;
– Hey Frederick, ekmek yaptım göndereyim mi?

​II. Frederick diyor ki;
-"ADALET HER SABAH bana, SICAK BİR EKMEK kokusuyla gelirdi."

6 Şubat 2017 Pazartesi

Elementx Web Blog

İyilik yapmak zor bir şey değil.


​Modern yaşamın yoğunluğunda ihmal ettiğimiz kavram: iyilik. Oysa iyilik yapmak hepimiz için zor bir şey değil.


Birçoğumuz en son kime iyilik yaptığımızı hatırlamaz olduk. Belki de bu erdemli davranışın çarkları böylesine hızlı dönen bir dünyada çok fazla alıcısı yok. Ama daha da ilginci, bu eylemin giderek bir kötülük aracına dönüşmeye başladığıdır. Yanlış okumadınız.

Kötülük için iyilik yapmak. Mümkün bu. İyilik yaparken iki üç hamle sonra bu iyiliği bir hançer gibi kullanmayı hesaplayanlar olmadığını sanmayın sakın. Peki, nasıl olur da bu kadar soylu bir davranış kalbimizdeki balans ayarının bozukluğu sonucu bir ihanet eylemine dönüşür?

Önce eskilere gidelim… Bir akşam vakti Hz. İbrahim'in yaşadığı köyden geçen yaşlı bir yolcu, misafir olup geceyi geçirebileceği bir ev aradı. Hz. İbrahim'in kapısını çaldı ve kendisini misafir edip edemeyeceğini sordu. Yolcu seksen yaşındaydı ve o yaşına kadar hiç iman belirtisi göstermeden yaşamıştı. Hz. İbrahim ise kapısını çalan bu insanı Hak yoluna davet etmesinin peygamberliğinin gereği olduğunu düşünmekteydi.
"Bir şartım var!" dedi adama. "Senin Allah'a iman etmeni istiyorum. Kabul edersen misafirim olursun." Adam kızdı. Kabul etmedi ve akşamın son ışıkları altında köyün ufkuna doğru ilerledi. Tam o sırada Hz. İbrahim'e ilahi uyarı geldi.
"Ey İbrahim, biz o insana ömür verdik, mal verdik, evlatlar verdik, rızk verdik. Bunun karşılığında ona şart koşmadık. Ama sen kulum, ona bir gecelik misafirlik için iman etmeyi şart koştun."

Bu uyarıyla aklı başına gelen Hz. İbrahim hemen koşup adamı durdurdu ve evine çağırdı. Adam:
"Koştuğun şarttan neden vazgeçtin?" diye sordu.
Hz. İbrahim: 

"Allah bana hiçbir karşılık istemeden ve senin iyiliğin için olsa bile şart koşmadan iyilik yapmamı emretti." karşılığını verdi.
Bunun üzerine
"Seksen yıl bihaber yaşadığım, Allah'a şimdi iman ediyorum." dedi adam. 

Şimdi bana, "iyi de bu eski bir mesele, zaman değişti, günümüze gelelim" diye çıkışabilirsiniz. Peki! Olay geçen Ramazan'da İstanbul Bağcılar'da yaşandı. Bir grup insan bir araya gelip fakirlere maddi yardım götürmeye koyuldu. Bir gün karşılarına çok muhtaç yaşlı biri çıktı. Ona düzenli olarak 200 TL ödemeye başladılar. Aradan bir müddet geçmişti ki, yine böyle bir başka fakire rastlayıp ihtiyaçlarını sordular, yardım önerdiler. Adam reddetti:
"Bana her ay birisi 100 TL ödüyor zaten."
Bunun üzerine yardımsever dostlarımız
"Bizi bu zatla tanıştır da çabalarımızı birleştirelim." deyince, adam onları götürdü.
Karşılarına çıkan kişi, o her ay 200 TL ödedikleri yaşlı ve çok fakir adamdı. Dostlarımız şaşırdılar ve oracığa çöküp ağladılar. 

Evet, iyilik yürek işidir! Ve birçoğumuzun becerebileceği bir iş olduğuna inanıyorum. O yürek hepimizde yeterince var. Sadece kulak verelim ona! 

(Alıntıdır.)

5 Şubat 2017 Pazar

Elementx Web Blog

EVLİLİK PROGRAMLARI


​Evlilik iki kişinin aile kurmak üzere dinimizin emrettiği ve kanunların uygun gördüğü şekilde, ruhen ve bedenen ömür boyu sürecek şekilde bir araya gelmesidir. Evliliğin önemini anlatan ve halk arasında da sıkça söylenen ''evlilik kutsal bir müessesedir'' sözünü duymayanınız yoktur. Eskiden evlenerek baba evinden koca evine giden kızlara büyükler eşleriyle geçinmeleri ve mutlu bir hayat sürmeleri anlamına gelen ''gelinliğinle girdiğin kocanın evinden kefeninle çık'' tarzında nasihat da bulunurlardı. Ama günümüzde artık böyle gelinlerin sayısı yok denecek kadar azdır. Şimdiki zamaneler evliliği yuva kurarak mutlu olma aracı olarak değil de, eğlenme veya yeni maceralara yelken açma aracı olarak görüyor. İnanın çok yazık. Gelecek nesillerin dünyaya gelmesine vesile olan evliliğin bu denli hafife alınması ve ömürlük olarak değil de aylık veya birkaç yıllık olarak görülmesi toplumumuzun giderek büyük bir yanlışa doğru sürüklendiğinin açıkça göstergesidir.

Son yıllarda bazı ulusal televizyonların yeni gözde programlarından biride İzdivaç olarak tanımlanan sözde evlendirme programları. Her ne kadar adı evlendirme programı olsa da işin aslına bakacak olursak hiç de öyle değil gibi görünüyor. Bana göre bu tarz programlar televizyonların yönetim kadrosunda yer alan kişilerin koltuklarını sağlama almak adına kurguladığı senaryodan başka bir şey değildir. Reyting denilen çok izlenme sevdasına kendini kaptıran yöneticiler programa katılan sözde damat ve gelin adaylarını kullanarak topyekûn toplum ahlakını bozmanın çabası içerisine girmişlerdir. Tanım yerindeyse televizyon kanallarında yayınlanan evlendirme programlarında rezillik adeta paçadan akmaktadır. Dedi kodu, güvensizlik, hakarete varan söylemler, iftira, seviyesiz yaklaşımlar ne ararsanız hepsini evlilik programlarının içinde bulmanız mümkündür. Bu gidişat hiç de iyi bir gidişat değil ya, Allah sonumuzu hayır eyleye.

Türk örf ve adetlerimize göre yuva kuracağımız kişiyi arayıp bulmak varken, bazı insanlar bu tarz seviyenin yerlerde sürüklendiği programlara neden katılır hiç anlamıyorum. Aslında amaç evlenmek değil, sadece gönül eğlendirmek. Fakat gönlümüzü eğlendirirken yazımın giriş kısmında da belirttiğim gibi toplumumuzda kutsal bir müessese olarak tanımlanan evliliği alet etmek hiç de hoş karşılanacak bir durum değildir. Günümüz gençleri tarafından büyük rağbet görerek izlenen evlendirme programları onların ilerde kuracakları yuvaların şimdiden çatırdamasına neden olmaktadır. Göz göre göre evlatlarımızı kendi ellerimizle ateşe attığımızın farkına varmamız ve bu denli önemli bir meseleyi artık çözüme kavuşturmamız gerektiğini düşünüyorum. Toplum olarak bu sorun evladı olan herkesin ortak sorunudur. Bu önemli sorunu ortadan kaldırmadığımız takdirde gelecekte eyvah diyeceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır.

Televizyon kanallarının kontrolünü sağlanan kısa adı RTÜK olan Radyo Televizyon Üst Kurulu kanayan yara haline gelen bu tarz programlara artık dur demelidir. Evlendirme programlarının geldiği konuma bakacak olursak, iş çığırından çıkmış bir vaziyettedir. Bu programlara katılan bazı insanların basın yayın organlarına yansıyan yanlış hal ve hareketlerini hepimiz görmekteyiz. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Birileri evlenmek için paravanın arkasına geçiyor. Paravan açılınca birbirlerini gördükten sonra şayet o anda beğenirlerse tanışalım diyorlar. Ondan sonra birde bakıyorsunuz ahlaksız yatak görüntüleriyle milyonlarca insanın karşısına çıkıyorlar. Evlendirme programına katılarak taliplerini bekleyen insanlar program yöneticilerinin isteklerini harfiyen yerine getirerek onların oyuncağı oluyorlar. Hal böyle olunca da reyting uğruna insanları düşürdükleri durum tam bir içler acısı. Yani anlayacağınız evlenmek bahane, reyting uğruna yaşanan rezillik şahane.

Kenan Akbaş 
Elementx Web Blog

Kendini Sevdirmenin 6 Tüyosu


İnsanların seni sevmediğinimi düşünüyosun? İnsanlara kendini sevdirmek mi istiyorsun? Evet bu çözülemeyecek bir sıkıntı değil. Hadi kendimizi insanlara sevdirelim.


1.Kendinizi değiştirmeye hazır olun

İnsanlara kendimizi sevdirmemiz için ilk önce bunu gerçekten istiyor ve hayatımızda , kendimizde yapacağımız değişikliklere hazır olmalıyız. Gerçekten sevilmek ve bunun için de sevmek istemeliyiz.



2.Gülümsemek
“Herkesin sizi sevmesini istiyorsanız , gülümseyin.”

DALE CARNEGİE
Pek açıklama yapmaya gerek yok heralde. Amerikalı Yazar açıkca vermiş insanlar tarafından sevilme formülünü.



3.İnsanlara değer verin
Yazıya girişte de dediğim gibi sevilmek istiyorsak insanları sevmeli ve onlara değer vermeliyiz. İnsanların ayıplarını ve yanlışlarını aramayın.onlara karşı fedakar olun.Dertleriyle dertlenin.mutlu olduklarında sevinin bu size her zaman artı olarak dönecektir.



4.Dinleyin
Başlığımızı güzel konuşun da yapabilirdim ama ben dinleyin yaptım peki sebebi ne biliyor musunuz? Güzel konuşmak için bir yol vardır oda DİNLEMEK.

Dinlerken karşıdaki kişiye dinlediğinizi hissettirin. Bunu sorular sorarak veya ‘ a , ha ‘ gibi kelimeler kullanarak yapabiliriz.ayrıca dinlediğimiz kişiyle göz teması kurmakta çok önemlidir.



5.İnsanların dış görünüşleriyle alay etmeyin
Evet arkadaşlar bu madde çok önemli. İnsanların sizden nefret etmesini istemiyorsanız bu maddeyi kesinlikle dikkate alın. Kendimden örnek vereyim evet eskiden kaşları kalın olan bir insandım.Ve bazı arkadaşlarım bunla alay ediyodu. Onlardan nefret ederdim hep halende o insanlar aklımda öyle kalmış.Yıllar olmasına rağmen halen içimdeki nefreti arındıramıyorum .Üstelik bunla kalmıyor alay ettiğiniz kişinin psikolojisinde büyük bir boşluk açıyorsunuz.



6.Sohbet edin
Sohbet etmek , bir şeyler paylaşmak sizi karşınızdaki kişiye bir adım daha da yaklaştırır.O yüzden bizde karşımızdakilerle sohbet ederek onlara kendimizi daha da sevdirebiliriz. Peki ne konuşacağız ? Sohbet konumuzu karşıdaki kişinin ilgi alanına göre seçmeliyiz.Bu şekilde karşıdaki kişi bizle daha da yakınlaşır.

Hasan CAN - hsncn0835@gmail.com

19 Haziran 2016 Pazar

Elementx Web Blog

Verilen kıymet kadar değer

Yaşlı adamın eşi evde tereyağı yapıyordu kocası ise her gün yakınlarındaki bakkala götürüp satıyor onunla geçiniyorlardı. Bakkal adamın getirdiği tereyağını hiç tartmıyordu.

Ancak bir gün acaba dedi, adam gittikten sonra tereyağını tartıya koydu, 900 gram olduğunu görünce çok öfkelendi ve yarın geldiğinde bunun hesabını sorar bir daha da ondan alışveriş yapmam dedi.

Ertesi sabah yaşlı adam elinde tereyağı içeriye girdi, bakkal sert bakışlarıyla bir daha senden tereyağı almayacağım dedi. Yaşlı adam üzülerek efendim bir yanlışım mı oldu dedi.

Bakkal, efendi senin bana verdiğin tereyağını tarttim 900 gram geldi ayıp değilmi bu yaptığın dedi.

Yaşlı adam utanarak başını yere eğdi ve
- efendim bizim kilomuz yok, sizden bir kilo şeker almıştık onu tartı olarak kullanıyoruz dedi.

Bakkal utancından ne yapacağını şaşırdı.
☆☆☆
Böyledir işte dünya...
Kime ne ağırlıkta kıymet verirsen o ağırlıkta kıymet bulursun.

10 Mayıs 2016 Salı

Elementx Web Blog

Çevre Gazeteciliği Araştırma Makalem

İÇİNDEKİLER

1. GİRİŞ

2. ÇEVRE KAVRAMI

2.1. Çevre konusunda görülen problematik noktalar

2.2. Çevre Duyarlılığının Tarihçesi
2.3. Sanayileşme ve Çevre Sorunları
2.4. Uluslar Arası Çevre Raporları 5
2.5. Çevre Sorununa “İnsan Merkezci” ve “Çevre Merkezci” Yaklaşım
2.5.1. Sanayi Devriminin İnsanlar Üzerinde Oluşturduğu Olumsuz Kanılar 5
2.5.2.Sürdürülebilir Dünya Görüşüne Göre Genel Kabul Görmüş İlkeler 6
2.6.Türkiye’de Çevre Duyarlılığı
2.7.Çevre Duyarlılığında Eğitimin Önemi

3..Çevre Duyarlılığında Medyanın Yeri
3.1.Yazılı Basında Uzmanlık Alanı Olarak Çevre Gazeteciliği
3.2.Çevre Gazeteciliğinin Tarihçesi
3.3.Çevre Gazeteciliği Nedir?
3.3.1.Çevre Muhabirinde Olması Gereken Vasıflar
3.3.2.Çevre İletişiminin Çalışmaları
3.4.Çevre Muhabirleri İçin Etik Kurallar
3.5.Türkiye’de Çevre Gazeteciliği

KAYNAKLAR
  



1. GİRİŞ


Günümüz insanının belki de en büyük hayal kırıklıklarından birisi, insanoğluna sınırsız kaynaklarıyla hizmet edeceğine inandığı yeryüzünün kaynaklarının tükenebilir ve yok olabilir olduğunu öğrenmesi olmuştur.

İnsanoğlu kendi hırs ve bitmek bilmeyen açlığı dolayısıyla sınırsız olduğuna inandığı kıt kaynakları olağan üstü bir hırsla tüketerek kullanım toplumu olmaktan uzaklaşarak tüketim toplumu olması ile birlikte hem kendinin hem de gelecek nesillerin geleceğini büyük tehlikeye sokmuştur.

Çevre sorunları ile ilgili en büyük sıkıntı toplumda çevre sorunları konusunda bilincin oluşmamasıdır.  İnsanlar genellikle kendilerini direk ilgilendiren sorunlarla ilgilendikleri için toplumun genelinde genel çevre sorunlarından bir haberdir. Toplumda bilincin oluşabilmesi için Eğitim ve Medyanın gücünden yararlanarak geniş kitlelere ulaşılması gerekmektedir. Bu noktada genel sıkıntı ise kitlelere iletimi sağlayacak olan medyanın ileteceği sorunları oluşturan global sermayelerden gelir etmesidir.


2. ÇEVRE KAVRAMI

Çevre sözcüğü öncelerde kıt anlamda “Ortam, bulunulan yerin çevresi” anlamlarında kullanılmaktaydı ancak 70’li yıllardan sonra bu tanımlar değişerek “Bir yerdeki fiziksel ve kimyasal koşullar ile birlikte yaşayan canlının oluşturduğu ortama o canlının çevresi denir.” Şekline dönüşmüştür.

Çevre bilimi yakın ölçekten bakıldığında çok sığ gibi görünse de incelenmeye başlandıkça birçok ilgi alanı ve bilimi içine almaktadır.

Ekoloji Ev anlamını taşıyan oikos ile bilim anlamına gelen logos kelimelerinden birleştirilerek oluşturulmuşudur. Ekolojinin bilim dalı olarak kabul edilmesi 1940’lı tarihlerdedir.  Ekoloji hayvan ve bitkilerin çevresi ile ilgili etkileri incelerken çevre kavramı veya Çevre Bililimi daha genel bir anlamda olayı insanı da içine katarak yapay ve doğal ortamda değerlendirmektedir.

Çevre Bilim kendine özgü kuralları olan bir bilim dalı değildir, aksine çok geniş bilim dalları olan Fizik, kimya, biyoloji mühendislik gibi bilim dalları ve hukuk, iktisat, felsefe sosyoloji ve psikoloji gibi bilim dalları çevrenin korunması hakkında öne sürdüğü konulardan oluşmaktadır.

İnsanın çevredeki etkilerinin kabulünden sonra 70’lıyıllar sonrasında Ekoloji bilimine ek olarak İnsan Ekolojisi ve Toplumsal Ekoloji diye yan dallarda eklenmiştir.

2.1. Çevre konusunda görülen problematik noktalar

1.       Dünyadaki iktisadi kaynakların sınırlı olmasına karşın insanların sonsuz tüketim arzusu vardır ve egemen sistem kapitalizmin bu arzuyu artırması artırması.
2.       Kıt kaynaklarla donatılmış dünyada insanların sınırsız ilerlemek ve büyümek için çaba harcamaları ve bu çabaları yüce bir ideal olarak benimsemeleri.
3.       Üçüncü dünya ülkelerinde fakirlik ve geri kalmışlık çevre sorunlarına yol açmakta ve oluşan çevre sorunları yeni sorunlara yol açmaktadır.  3. Dünya ülkeleri gelişmek için çevreyi tahrip ederken çevrenin korunmasının maliyetinden dolayı bu konularda çalışmaların yapılmaması.
4.       Sonsuz hırs ile Çevreyi tahrip eden sermayenin bir taraftan çevre sorununa çözüm olarak alternatif kazanç sağlama yollarına girmesi.
5.       Çevre korumanın maliyetlerinin kim tarafından karşılanacağı sorusunun çözüme kavuşturulamaması.
6.       Çevreye koruma amaçlı uygulanan metotlarda bile çevrenin nasıl bir tepki vereceğinin bilinememesi.
7.       Çevre sorunlarının nedenleri ve çözümleri noktasında fikir birliği sağlanamamasıdır.

2.2. Çevre Duyarlılığının Tarihçesi

İlk çağlarda insanları çevreyi korumak için önlemler almasına gerek yoktu, insanların sayısı azdı ve çevreye zarar verecekleri teknolojileri çok kısıtlıydı.

Geçen zamanda insanlar kısıtlı bireysel alanlardan toplumlara kayarak büyük şehirler ve toplumları oluşturunca çevre sorunları baş göstermeye başladı. Örnek: Romalıların şehir atık çukurlardan yayılan salgın hastalıkları gösterilebilir.
Çevre duyarlılığı için çıkarılan ilk yasa 1273 yılında İngiltere’de Sanayi devrimi sonrası hava kirliliği ve çevreye çöp atılamamasını kapsamaktaydı.

17. ve 18. yüzyılda çevre sorunlarına dikkat çeken düşünürlerin sözleri;

John Locke “İnsanlığın ortak malı olan değerlerden yararlanabilmek için, herkesin kendi malını, başkalarına zarar vermeyecek biçimde kullanması gerektiğine dikkat çekmiştir.”

Thomas Malthus “Nüfus artışı gıda arzının çok üstünde olduğunu belirtmiş ve ilerleyen zamanlarda insanlığın açlıkla karşı kalacağını savunmuştur.”

Jean Jacques Rousseau “İnsanların Toplum yararı söz konusu olduğunda bireysel çıkarlardan vazgeçmesi gerektiğini ön görmüştür.”

2.3. Sanayileşme ve Çevre Sorunları


Sanayileşme süreci ile birlikte insanoğlu doğanın bir parçası olduğunu unuttu ve doğanın kendileri için hammadde olduğunu düşünmeye başlamışlardır.

Prof. Dr Ruşen Keleş Tüketim faaliyetlerin hayıtın içindeki yerine dikkat etmek için Descartes(Dekart) in “Düşünüyorum o halde varım” sözünü “tüketiyorum o halde varım” olarak değiştirerek konuya dikkat çekmiştir.

1980 yılında Dünya Koruma Stratejisi yayınlandığında İnsanın doğanın bir parçası olarak var olduğu ve Doğa ve Doğal kaynaklar korunmadığı takdirde insanlığında bir geleceği yoktur.

2.4. Uluslar Arası Çevre Raporları


Uluslar arası çevre raporlarından ilki olan Massachusetts Üniversitesi raporu olan “Büyümenin sınırları” raporu büyük ilgi uyandırmış olsa da az gelişmiş ülkeler raporu politik buldu ve gelişmelerinin önünde bir engel olarak değerlendirdiler. Bu raporun yayınlandığı yıl 5 Haziran 1792’de Birleşmiş Milletler Dünya Çevre Konferansı gerçekleştirildi. Bu toplantı Dünya Çevre Programının kurulmasında önemli rol oynamıştır ve aynı toplantıda “5 Haziran’ın Dünya ve Çevre günü” olarak belirlenmesi kararı da çıkmıştır.  

2.5. Çevre Sorununa “İnsan Merkezci” ve “Çevre Merkezci” Yaklaşım


İnsan Merkezci yaklaşım, insan istek ve çıkarların ön planda tutulduğu yaklaşımdır.  Bu yaklaşımda çevredeki her şey insanların isteklerini karşıladığı kadar önemlidir.

Çevre Merkezci yaklaşımda insanlarda doğadaki diğer varlıklarla eş değer görülür ve doğanın parçası olarak kabul edilir.

2.5.1. Sanayi Devriminin İnsanlar Üzerinde Oluşturduğu Olumsuz Kanılar

1.       Biz doğadan ayrıyız
2.       Biz diğer türlerden üsteyiz.
3.       Rolümüz vahşi doğayı fethetmek ona boyun eğdirmek ve amaçlarımız için onu kullanmaktır.
4.       Kaynaklar sınırsızdır.
5.       Kullandıklarımızı her zaman atabileceğimiz uzak bir nokta vardır.
6.       Bilim ve teknoloji her sorunu çözer.
7.       Ne kadar üretir ve tüketirsek o kadar ileri oluruz. Ekonomik büyümeye sınır yoktur.
8.       En önemli birey veya ulus dünyanın kaynaklarına en çok hükmeden kullanandır.

İnsan Merkezcilikte Kullan ve at mantığı geçerlidir.  İnsan Merkezli yaklaşımın zararları görünmeye başlayınca “Sürdürülebilir Dünya” görüşü benimsenmeye başlamıştır.

Bu görüşte insan merkezli bir görüş olsa da “”Çevre Merkezci” yaklaşımın bazı özelliklerini alan “Yaşam Merkezli” bir görüştür.

2.5.2.Sürdürülebilir Dünya Görüşüne Göre Genel Kabul Görmüş İlkeler


1.       İnsan doğanın bir parçasıdır. Tüm canlılar bir birine bağımlıdır.
2.       Doğa düzeninde bu gün yapılan değişikliklerin gelecekte insanlar ve canlılar üzerindeki etkileri öngörülemez.
3.       Dünya karmaşıktır, Bilim ve Teknoloji tam olarak döngüyü anlamlandıramaz.
4.       Dünya insana ait değil, insan doğaya aittir.
5.       İnsanın doğadaki rolü, Doğayı anlayıp onunla etkileşime girmesidir.
6.       Her canlı veya nesne doğanın bütünlüğü içerisinde anlamlıdır.
7.       Temel gereksinimler karşılanırken doğaya en az zarar verecek yöntemler uygulanmalıdır. Doğa sadece temel gereksinimleri karşılayacak potansiyeldedir.
8.       Doğadaki sınırlı kaynaklar kullanılırken aç gözlülük yapılmamalıdır.
9.       Dünyayı daha iyi bir yer olarak bırakamıyorsak en azından bulduğumuz gibi bırakmalıyız.
10.   Herkes kendi kirliliği ve çevreye verdiği zarardan sorumludur, atıklarımızı başka alanlara veya ülkelere dökmek kimyasal savaş uygulamakla eş değerdir.
11.   Doğayı korumada yasaların önünde olmalıyız.
12.   Türlerin yok olmasını önlemek için aşırı doğumlar önlenmelidir.
13.   Yoksulluğu önlemek için yapılan yardımlar lütuf değil bir görev olarak görülmelidir.
14.   Doğayı ve kendimizi sevmeyi doğayla barışık yaşamayı bir yaşam felsefesi olarak kabul etmeliyiz.

Sürdürülebilir Dünya görüşüne göre çevre duyarlılığına sahip insanlar kendilerini sadece bir ülkenin vatandaşı olarak değildi dünyaya son derece bağlı küresel bir dünyanın bireyleri olarak görürler. Ancak bu şekilde görüşe sahip çok az insan vardır.

2.6.Türkiye’de Çevre Duyarlılığı


Ülkemizde bugünkü anlamda çevreci hareketler 1970 yıllardan sonra başlamıştır. Buda Dünya’da akımlarla uyumlu bir şekilde ülkemizde de çevre akımlarının başladığını göstermektedir.

1978 yılında Başbakanlık Çevre Müsteşarlığının başlangıcı ilk hareket başlamış 1991 yılında Çevre Bakanlığı Kurulmuştur. 2003 yılında Bakanlık Orman Bakanlığı ile birleşerek Orman ve Çevre Bakanlığı olmuştur.

Ülkemizde 1970 yıllarda Çevre ile ilgili gönüllü kuruluşlarda devam etmeye başlamıştır. (Türkiye Çevre Vakfı vb) daha önce bahsettiğimiz gibi ülkemizde gelişmekte olan bir ülke olduğu için genellikle sanayileşme ön plandadır.
1980’lerde Doğal Hayatı Koruma Vakfı, Tema gibi dernek ve vakıflarda ülkede faliyet göstermeye başlamıştır.




2.7.Çevre Duyarlılığında Eğitimin Önemi


Çevre duyarlılığının diğer bir deyişle çevre bilinci geliştirilmesinde ailenin, eğitim kurumlarının, kitle iletişim araçlarının ve sivil toplum örgütlerinin önemli bir rolü vardır. Çevre bilincine sahip kişiler çevre dostu olurlar ve çevrenin tahrip edilmesine duyarsız kalmazlar.

3.Çevre Duyarlılığında Medyanın Yeri


Çevre duyarlılığının artırılması ve çevreye olumsuz etkilerle ilgili haberler ve bu haberlere konu alan sorunların çözümleri ile ilgili çözümler Medyada çok az yer almaktadır. Medyanın çevre konusuna fazla değinmesindeki sebepler arasında magazin, spor vs haberlerin daha fazla reklam çekmesi ve bezende çevreye zarar veren kurum veya kuruluşların Medya için reklam veren pozisyonunda olması gibi sebeplerden dolayı medya çevre haberlerine ağırlık vermemektedir.

Söz konusu bir çevre haberi yayınlanıyorsa da çeşitli medya teknikleri ile yayınlanan haberler önemsizleştirilmektedir.


3.1.Yazılı Basında Uzmanlık Alanı Olarak Çevre Gazeteciliği


            Gazetecilikte ilk zamanlarda basılı medyada gelir basılı gazetelerin satışından elde edilebiliyordu ve medya sadece medya faaliyetleri yürütüyordu.

Günümüzde ise artık gazetelerin satışından elde ettikleri gelirden daha çok reklamdan büyük kazançlar elde edilebilmektedir. Artık günümüz Medyası sadece Basılı, Görsel ve işitsel medya faaliyetleri ile ilgilenmiyor Kapitalist sistemin getirdiği şartlar gereği devamlı olarak iş dallarını genişleten büyük şirketler haline geldiler.
Günümüzde medya kapitalist sistemden beslenen bir yapının içinde olduğu için bu sistemin çıkardığı çevre sorunlarına gösterebilecekleri hassasiyet ve önem ortadadır. Günümüz medyasında çalışan gazetecilerde aynı sistemin içerisinden kazançlar elde ettiği için özellikle Çevre Gazeteciliği yapan bireylerinde Medya şirketlerinde olduğu gibi Siyasi, Ekonomik menfaatler dışında kalması düşünülemez.

3.2.Çevre Gazeteciliğinin Tarihçesi


Çevre haberleri iletişim araçlarında yayımlanan çevreyle ilişkili güncel olaylar, eğilimler, sorunlar ve insanlarla ilgili bilgilerdir. Çevre gazeteciliğinin kökleri doğa yazarcılığına dayanmaktadır. Çevre gazeteciliğinin başlangıcı 19. Yüzyılda Hanry David Thoreau ve Perkins Marsh gibi yazarların doğanın güzelliği hakkındaki yazıları ve bu güzelliklerin korunmasına dikkat çekmeleri ile başlamıştır. Bu yüzyılda Amerika’da Çevre Koruma fikri önemsenerek Ülkede Milli Parklar oluşturulmuştur.
Yine aynı dönemde hazine arazilerindeki petrol yatırımcıların dikkatini çekmiş ve bu alanlarda yapılan kanunsuzluklar gazeteler tarafından haber yapılmıştır.


Doğa hakkındaki yazarlığın geçmişi çok eskilere dayansa da Çevre Haberciliği 1970’li yılarak kadar tam şekillenmemiştir.

Rachel Carson’un “Sessiz Bazhar” isimli kitabın 1962 yılında yayımlanması, 1970 yılında Birleşmiş Milletler ve Unesco tarafından yapılan toplantılar sonrası Uluslar arası Çevre Eğitimi Programının ortaya çıkması, çevre politikaların ve yasaların çıkması ve 60’lı 70’li yıllardaki çevre örgütlerinin aktif rol oynaması ile birlikte 1990 yılında kurulan Çevre Muhabirleri Derneği’nin kurulması ile birlikte bu meslek daha fazla bilinmeye başlandı.


3.3.Çevre Gazeteciliği Nedir?


Çevre Haberciliği insanoğlunun kendi türü dışındaki canlı cansız varlıklarla etkileşimiyle ilgili olarak ortaya çıkan olaylar, sorunlar hakkında ki habercilik faaliyetleridir.

3.3.1.Çevre Muhabirinde Olması Gereken Vasıflar

1.       Bilimsel lisanı ve uygulamaları anlamalı.
2.       Geçmişteki çevresel olaylar hakkında bilgili olmalı.
3.       Çevre politikaları ve çevre örgütleri hakkında bilgi sahibi olmalı.
4.       Güncel sorunlar hakkında bilgi sahibi olmalı.
5.       Tüm elde ettiği yukarıdaki bilgileri anlaşılabilir bir şekilde kamuya akıtabilmeli. 

3.3.2.Çevre İletişiminin Çalışmaları

1.       Çevresel retorik ve konuşma.
2.       Haber, Medya ve Çevre Gazeteciliği
3.       Çevre ile ilgili kararları almada halkın katılımı
4.       Çevre koruma kampanyaları
5.       Çevresel işbirliği ve çatışma çözümü
6.       Risk iletişimi

Çevre Muhabirleri devamlı olarak güncel sorunlardan haberdar olmalı ve güncel sorunlarla ilgili kamuyu bilgilendirmelidir.

Gazetecilik mesleğinin genel etik kurallarından birisi olan objektifliğe karşın çevre muhabirciliğinde muhabirin çevrenin tarafı olarak haber yapması Çevre Gazeteciliğinde genel kabul görmüş bir durumdur.  İçinde bulunduğumuz Dünya’mızın yanı evimizin genel sağlığı açısından taraflı yaklaşmak gerekmektedir.

3.4.Çevre Muhabirleri İçin Etik Kurallar


1998 yılında yapılan Uluslar Arası Çevre Muhabirleri Kongresinde belirlenen Çevre muhabirleri etik kuralları şu şekildedir;

1.       Temiz çevre ve Sürdürülebilir kalkınma temel haktır ve yaşam, sağlık ve esenlik haklarıyla yakından ilişkilidir. Çevre muhabirinin görevi yerel, ulusal ve evrensel boyuttaki çevresel tehditleri kamuya bildirmelidir.
2.       Çevre muhabiri ticari veya politik hiçbir kaygı gütmeden çevre üzerinde ortaya çıkan yeni bilgi, haber ve görüşü bildirmelidir.
3.       Çevre muhabiri kamuyu bilgilendirirken mümkün olduğunca çok kaynak göstermeli spekülasyona dayalı yanlı yorumlardan kaçınmalıdır.
4.       Çevre Muhabiri ulaştığı bilgi, haber ve kaynaklara diğer tüm kişi, kurum veya meslektaşlarının da ulaşması için yardımcı olmalıdır.
5.       Çevre muhabiri yeniliklere açık olmalı, daha önce doğru bildiği bilgiyi düzeltebilmeli ve kamuyu yeni bilgi ışığında aydınlatmalıdır.
Çevre Gazeteciliğinde muhabirin görevi çevreyi yöneticilerin ve iktidardakilerin nasıl yaşanılmaz hale getirmekte olduğunu kamuya göstermektir. Çevre muhabirleri haberleri yaparken çevreyi tutarak yanlı haberler yapsalar da bu haberleri medyada aktarırken çok abartılı söylemlerden uzak durmalıdırlar. İnsanlar öncelikli olarak kendi yaşadıkları sıkıntılara endeksli oldukları için çok abartılı anlatımlı çevre haberlerini gereksiz bulup hiçbir şekilde dikkate almamaktadır.

Maalesef özellikle basılı iletişim araçlarında Çevre haberleri istenilen yeri bulmamaktadır. Medyada Çevre olaylarına yer verilede önemsiz bir şekilde verildiği için istenilen etkiyi yapmamaktadır. Ancak yinede bazen Medya çevre ekleri vererek çevre konularına nadiren de olsa da dikkat çekmektedir. Ülkemizde çevre gazeteciliği ayrı bir uzmanlaşma alanı olarak görülmediği için ülkemizde dünya genelindeki normları yakalayamamıştır.

3.5.Türkiye’de Çevre Gazeteciliği


Türkiye’de kayıtlı hiçbir çevre muhabiri yoktur, Çevre muhabiri olarak çalışan insanlarsa diğer muhabirlik alanları asli alanları iken bu alana sadece katkı yapmaktadırlar. Ülkemizde Çevre Gazeteciliğindeki en büyük eksiklik Çevre konusunda Uzmanlaşma eksikliğidir. Şuan ülkemizde olan şekilde değil de tam tersi yönde her alanda (örneğin Ekonomi, Turizm vb) alanların içene Çevre konularının katılması gerekmektedir. Çevre haberciliği felaket haberciliği görünümünden çıkartılarak insanların dikkati çekilmelidir, mesela gezi programları gibi sevilen ilgi duyulan konuların içersine Çevre konuları yerleştirilmelidir. 

Türkiye’de ise gazeteciler çalıştıkları kurumun iç politikasından dışarı taşamadıkları veya özellikle ekoloji alanında bir bilinç olmadığından çevre gazeteciliği de kadük kaldı. Tabi buna çalışılan kurumların mevcut hükümetler ve iş dünyasıyla olan dirsek teması da unutulmamalı.

Siyasi habercilik, magazinsel habercilik, sportif habercilik gibi toplumdan geri besleme oluşmayınca, basın da bu alanda uzmanlaşmasına gerek duyulan muhabirler oluşamadı.



KAYNAKLAR


  1. Şövalyelik Mesleği Gazeteciliğin Uzmanlık Alanları

  1. EKOIQ Yayın Yönetmeni Barış Doğru

  1. Çevre Gazetecileri Derneği



29 Aralık 2015 Salı

Elementx Web Blog

ÇAKALIN TAVUSLUK İDDİASI

Bir çakal gezinirken boyacı küpüne düştü. Küpten çıkmak için uğraşırken her tarafı boyandı. Güneş vurdukça tüyleri parıl parıl parlıyordu. Üzerinde yeşil, kırmızı, pembe, sarı her renk vardı. Çakal kendi kendine, "Ben göklerin tavus kuşu gibi oldum" dedi.

Koşa koşa giderek, diğer çakallara kendini gösterdi. Çakallar onu böyle görünce, "Ey çakalcık! Bu ne hal? Rengârenk tüylerin seni bayağı neşelendirmiş.

Böyle gururlanıp, kibirlenmenin sebebi ne?" dediler. İçlerinden biri öne çıkarak sordu: "Hile mi yapıyorsun? Yoksa ermişlerden biri mi oldun? Durumun; çok çalışıp da bir şey elde edemeyenlerin, sonunda utanmazlık yoluyla hileye sapmalarına benziyor." Boya küpüne düşen çakal, kendisini eleştiren çakalın yanına geldi. Kulağına eğilip gizlice, "Şu renklerime, güzelliğime bak da bana karşı çıkma. Secde et. Çünkü ben, ilâhî lutfa ulaşmış büyük ve yüce bir çakalım" dedikten sonra bütün çakallara döndü; "Ey çakal sürüsü!

Bundan sonra bana çakal demeyin. Ben hiç size benziyor muyum?" Çakallar, "Ey elmasımız! Peki, sana ne diyelim?" diye sordular. O da, "Müşteri yıldızına benzeyen erkek tavus kuşu deyin" cevabını verdi. Çakallar bunu duyunca, "Gerçek tavus kuşları, gül bahçelerinde nazlı nazlı salınarak, cilveler yaparak dolaşırlar. Sen de öyle dolaşabilir misin?" dediler. "Hayır bunu yapamam." "Peki, tavus kuşu gibi öte bilir misin?" "Hayır ötemem" deyince diğer çakallar, "Tavus kuşunun elbisesindeki güzellik, tüylerinin kökünden gelir.

Tüylerinin renkli olmasıyla ve sadece kuru iddiayla ona nasıl benzersin? Sen bizi kandırmaya çalışan sahtekarsın" dediler. Bu hikâyedeki çakaldan murat, dış yüzünü süsleyerek güzel görünmeye çalışan, iç yüzünü yırtıcılıktan kurtaramamış sahtekârlardır. Mevlânâ hazretleri burada, kıyafetiyle tasavvuf büyüklerini taklit eden, onların sözlerini ezberleyerek, kendini kemâlât sahibi olarak insanlara takdim eden, sahte şeyhlerden uzak durmamızı öğütlüyor.

21 Aralık 2015 Pazartesi

Elementx Web Blog

Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun


​Sırıstat Haber Merkezi ailesi olarak tüm İslam aleminin ilçemiz Bozkır'ın ve tüm Müslümaların iştirak etmiş olduğumuz Mevlid Kandilini kutlarız. 


Mevlid Kandili Hazreti Muhammed'in doğduğu gece olması sebebiyle önemlidir. Mevlit Kandili dualarla ve namaz kılınarak ibadetle geçirilmelidir. Peki Mevlid Kandili ne zaman? İşte kandil gecesinde okunacak dua ve yapılacak ibadetler...


Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (sas) kutlu doğumu olan Mevlid Kandili yaklaşıyor. Mevlid Kandili coşkusu Türkiye'yi saracak. Camiler Mevlid Kandili için dolup taşacak. Peki Mevlid Kandili ne zaman? Yapılacak ibadetler neler? İşte o ayrıntılar...

Mevlid mana olarak doğum günü demektir. Mevlid Kandili Hazreti Muhammed'in doğduğu gün olması sebebiyle İslam alemi için önemlidir. Mevlid gecesi için Hazreti Ebu Bekir "Resûlullah Efendimizin doğumuna dâir yazılanların okunması için bir dirhem harcayan, Cennette bana arkadaş olur" demiştir.
 
MEVLİD KANDİLİ'NDE NE OLDU?
 
Mevlid Kandili, Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.S) dünyaya teşrif ettiği gündür. Yılın ilk kandili olan Mevlid Kandili, duaların ve ibadetlerin kabul edildiği mübarek günlerdendir. Bu gecede bol bol dua edilmesi öneriliyor.

MEVLİD KANDİLİ NE ZAMAN?

Mevlid Kandili 2015 yılında salıyı çarşambaya bağlayan gece yani 22 Aralık gecesi kutlanacak. Peygamber Efendimiz'in doğum günü olan Mevlid Kandili 22 Aralık Salı gecesi idrak edilecek.

12 Rebîulevvel 1437 Mevlid Kandili 22/23 Aralık 2015 Sal/Çar

KANDİL GECESİ HANGİ İBADETLER YAPILIR?
 
*Bu mübarek gece kusur ve günahlarımızdan tövbe ve istiğfarda bulunmalıyız. En azından bir tesbih "Estağfirullah" demeliyiz.
 
*Peygamberimiz (S.A.V.)'e hiç olmazsa bir tesbih salat ü selâm okumalıyız.
 
*Böyle mübarek bir gecede yapacağımız ibadetlerin en önemlisi Kur'an-ı Kerim'i okumak, dinlemek ve anlamı üzerinde düşünmektir.
 
*Mevlid Gecesini idrak edip ihya ederken bir de şu hususu iyice tefekkür etmemiz gerekir.
 
*ALLAHü Teâlâ'ya tam bir huşu içinde dua ve niyazda bulunmalıyız.
 
*Mevlid Gecesi ve gündüzündeki namazları cemaatle kılmaya son derece gayret göstermelidir. Kaza namazı bulunan kimseler, bu namazlarını kaza etmeye çalışmalıdırlar.
 
*Mevlid Gecesi gündüzünde mezarlar, bizden dua bekleyen yakınlarımızın kabirleri ziyaret edilmeli.

Tesbih namazı kaç rekattır?
 
Günahların affına vesîle olan tesbih namazı 4 rekat olarak kılınır. Bu namazı kılabilmek için şu tesbihi ezbere bilmek gerekir. Tesbih namazında her rekatte okunan tesbih adedi 75'dir. Dört rek'atte 300 tesbih okunmuş olur.
 
"Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym"
 
Tesbih namazına şu şekilde niyet edilir:
 
-"Yâ Rabbi, niyet eyledim rızâ-yı şerîfin için tesbîh namazına. Yâ Rabbi, bu gece teşrîfleriyle âlemleri nûra gark ettiğin Habîbin, başımızın tâcı Resûl-i Zîşân Efendimiz'in hürmetine ve bu gecedeki esrârın hürmetine ben âciz kulunu da afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne mazhar eyle." Allâhü Ekber, diyerek namaza başlanır.
 
Namazda Fatiha-i şerifeden sonra zammı sure olarak bilinen herhangi bir dua okunmalı.
 
İşte her kandil gecesinde yapılması gereken ibadetler:
 
1. Kur"ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda Kur"ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah"a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.
 
2. Peygamber Efendimiz (sas)"e salât ü selâmlar getirilmeli; O"nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.
 
3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.
 
4. Tefekkürde bulunulmalı; "Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah"ın benden istekleri nelerdir" gibi konular başta olmak üzere hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.
 
5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve geleceğin plân ve programı belirlenmeli.
 
6. Günahlara samimi olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.
 
7. Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.
 
8. Mü"minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.
 
9. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.
 
10. Kişi kendine ve diğer Mü"min kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli.
 
11. Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.
 
12. Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.
 
13. O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.
 
14. Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va"z ü nasihat dinlenmeli; şiirler okunmalı; ilâhî ve ezgilerle gönüllerde ayrı bir dalgalanma oluşturmalı.
 
15. Kandil gecesinin akşam, yatsı ve Sabah namazları cemaatle ve camilerde kılınmalı.
 
16. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı; ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk"a niyazda bulunulmalı.
 
17. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.
 
18. Hayattaki manevî büyüklerimizin, üstadlarımızın, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek veya telefon, faks yahut e–mail çekerek tebrik edilmeli; duaları istenmeli.
 
19. Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalı.

MEVLİD KANDİLİ DUASI

Euzu Billahi Mineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim

Allahümme Salli âlâ Seyyidina Muhammedin ve âlâ Âli seyyidina Muhammed (Allahım peygamberimiz Hz.Muhammed'e ve aline evladu iyaline salatu selam ve esenlikler eyle ) Ey talihsizlerin sığınağı, Ey âcizlerin güç kaynağı, Ey dertlilerin tabibi, Ey yolda kalmışların yol göstereni!, Ey çaresizler çaresi! ve Ey her duada bulunana icabet eden ululuk tahtının Sultanı! İçinde bulunduğumuz bu Mevlid Kandili Gecesi hürmetine bizleri affeyle Ya Rabbi!

Ya İlahel Alemin

İlk yarattığın nur Efendimiz'in nuruydu. Sen O'nu var etmeden evvel gündüzün geceden, baharın da kıştan farkı yoktu. İyilikler, kötülüklerle iç içe; akıl nefse yenik, ruh da bedenin esiri idi. O Güzeller Güzeli Varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösterdi düşünceye kapılar açıp insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykırdı. Böyle bir elçiyi insanlığa bahşetmenden ve sayısız nice nimetlerinden ötürü sana sonsuz hamd ü senalar olsun Ya Rabbi! Güç ve kuvvet ancak kendisine has olan yüce ve büyük Allâh'ım! Mahlûkatın adedince, Zatının rızası, Arşının ağırlığı ve kelimelerinin toplamınca Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V) ve O'nun ehli ve ashabı üzerine salât ü selamla bir kere daha yâdederek huzûr-u İlahi'de el açıp yakarıyoruz.

Ey her şeye hayat bahşeden Allahım

Bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılan mübarek günleri vardır. Bir gün daha vardır ki, o da Allah Rasûlü'nün dünyayı teşrif buyurarak tenezzülen aramıza girip bizi şereflendirdiği kutlu zamandır. Bizler şimdi o anı yaşıyoruz. Rahmet-i Rahmanın galeyana geldiğine inandığımız bu kutlu zaman diliminde, Mevlid Kandilinin bizim için hakiki bayram olması ümidiyle, ümmet-i Muhammedin hal-i pürmelali açısından bayram hediyesine en muhtaç birer yetim olduğumuz mülahazasıyla, Şefkat Peygamberi'nin ruhaniyetine sığınarak, senden yeniden bir kere daha diriliş istiyoruz

Ya Rabbi

Ey her şeye gücü yeten Allahım. Efendimiz'i düşünmekle hayatın hiç kimseye nasip olmayan tadını ve varlığın bitmeyen zevkli maceralarını duyarız. Duyarız imanın yenilmez gücünü, Duyarız Müslümanlığın kahramanlık olduğunu, duyarız doğruluğun paha biçilmez kıymetler ihtiva ettiğini, duyarız iffet ve ismetin, meleklerinkine denk insan tabiatının bir buudu haline geldiğini. Nolur bu ve benzeri nice güzellikleri daha derince ve engince bütün insanların ruhlarına duyur Ya Rabbi!

Ya Rabbel Alemin

O'nun terbiyesi, onun üslûbu ve onun sistemiyle yetişmiş olan nesillerin imanları izân ufkuna erişiyor, muhabbetleri çağlayanlara dönüşüyor. Efendimiz'i bu ölçüde duyup sevmeleri münasebetiyle her an daha da şahlanıyor ve O kutlunun arkasında bulunma sevinciyle adeta yeni bir asr-ı saadet yaşanıyor. Sen dünyamıza yeniden bir huzur çağı ve gül devri yaşat Ya Rabbi!

Ey yüceler yücesi Allahım

Yüzümüz yok, hicap içindeyiz; Efendimiz'in senin katındaki nazının geçerliliğine de ümitlerimiz tam. Keşke ne seviyede olursa olsun Efendimiz'den hiç uzaklaşmasaydık; ondan gelen ışıklardan ve ruhlarımıza boşalan mânâlardan hiç mahrum kalmasaydık.. Ve onu o inandırıcı çehresiyle içlerimizde hep taptaze ve dipdiri duyabilseydik!.. Sen bizleri kendi uzaklıklarını aşabilen hak ve hakikatleri de bütün derinlikleriyle duyabilenlerden eyle Ya Rabbi!

Ya İlahel Alemin

O Güzeller Güzeli Sevgiliyi, bir kere daha misafirimiz eyle.. tahtını sinelerimize kur gönüllerimizdeki karanlıkları kov, bütün benliğimize ruhunun ilhamlarını duyur ve bize yeniden diriliş yollarını göster Ya Rabbi İnananları karanlıklardan aydınlığa çıkaran Allahım. Her gün biraz daha azgınlaşan şu zulmetleri o kutlunun ışığıyla dağıtıver herkesi inleten zulüm ve adaletsizlik ateşini söndürüver. Her şekliyle kine, nefrete, düşmanlığa kilitlenmiş şu zavallı ruhların boyunlarındaki zincirleri çözüver. Sevgiye, merhamete, şefkate hasret giden sinelerimizi muhabbetle, hoşgörüyle coşturuver. Ruhlarımızı aklın aydınlığı, gönüllerimizi de mantık ve muhakeme enginliğiyle buluşturuver ve bizi kendi içimizdeki hicran ve hasretlerimizden kurtarıver ya Rabbi!

Ey merhameti bol olan Allahım!

Şefkati, adaletini aşkın Gönüller Sultanı'nı unuttuğumuzun ve saygısızlıkta bulunduğumuzun farkındayız. Biliyoruz ki o Rahmet Nebisi incinse de küsmedi. Vefasızlık görsede alakayı kesmedi. Başını yaranlar, dişini kıranlar karşısında bile ellerini açıp dua dua yalvardı. Katiyen lanette bulunmadı. Lanet ve bedduaya âmin de demedi. Sinesini, Ebû Cehil'leri bile ümitlendirecek ölçüde açabildiği kadar açtı ve her sözünü, her davranışını senin rahmetinin enginliğine bağladı. Sen bizleri onun o engin merhametinden istifade eden ve şefaatine de nâil olanlardan eyle ey Rabbi!

Ey ihsanları sonsuz olan Allahım

Düşe-kalka olsa da hep Efendimiz'in izinde yürüme gayretindeyiz. Nolur bizi bir kere daha sevindir. Sevindir ki; bağının taptaze fidanlarıyla adını âleme tam duyuracak demdeyiz. Bu dünya ışığa hasret gidiyor. Bizler o kırık azimlerimiz ve o çatlamış ümitlerimizle, yolların hakkını veremesek de hep yollardayız. Sadece hislerimizle de olsa, aradığımız hep senin habibin; Nolur gönüllerimiz bir kere daha onunla dolsun, ufuklarımızı saran şu upuzun geceler yerlerini gündüzlere bıraksın ve viladeti bizim hakiki bayramımız olsun..

Ey yapılan dualara cevap veren Allâhım Sana itaat edilir Sen karşılığını veririsin; Sana isyan edilir, sen bağışlar ve affedersin, darda kalanlara icabet edersin, zararı sıkıntıyı ortadan kaldırırsın. Hastalara şifa, dertlilere deva verirsin. Günahları bağışlar, tövbeleri kabul edersin. Sen bizlerin dualarını kabul buyur ya Rabbi!

Allâhım

Acizlikten, üzüntüden, tasadan, kederden, korkaklıktan, kabir azâbından, cehennem ateşinden sana sığınırız. Bizleri kötülükten ve kötülerin şerrinden emin eyle ya Rabbi!

Ey Yüceler Yücesi!

Bize karşı düşmanlık duygularıyla oturup kalkanların kalblerini yumuşatmak murad ediyorsan, bize ve gönüllüler hareketine karşı onların kalblerini yumuşat ve sinelerini daimî bir sevgiyle doldur! Ya Rabbi! Ey kalbleri evirip çeviren Sultanlar Sultanı! Bizim kalblerimizi de, onların kalblerini de sevdiğin ve hoşnut olduğun güzelliklere çevir! Ya Rabbi!

Allahım

Sen bizlere bizi aşan istidat ve kabiliyetler ver ve lutfedeceğin bu kabiliyetleri Senin rızan yolunda kullanmayı bizlere nasip eyle ya Rabbi!

Allahım

Sen bizlere peygamberleri donattığın sıfatları lutfet lakin biz lutfedeceğin bu sıfatları tefahur vesilesi yapmayalım ve hep kendimizi sıfır görelim ya Rabbi!

Allahım

Cümlemize vicdan genişliği lutfet. Kalplerimize inşirah bahşet. Bizleri kollektif şuura sahip kullarından kıl ve bizleri müttakilere rehber eyle ya Rabbi!
Ey yüceler yücesi olan Allahım. Biz ümmeti Muhammedin dağınıklığını gider. Bize ve ülkemize birlik ve dirlik ver. Bütün dünyaya da huzur ve barış nasibeyle.. Kalplerimizi birbirene ısındır ve bizleri birbirimize sevdir. Dünyanın dört bir tarafında hizmet eden kardeşlerimizi bizlerle beraber ihlas-ı etemme muvaffak kıl ya Rabbi!

Allâh'ım!

Efendimiz Hz. Muhammed (sav)in Sen'den istediği her türlü hayrı Sen'den istiyor, yine Peygamber Efendimizin sana sığındığı her türlü şerden de sana sığınıyoruz

Yâ Erhamerrâhimîn ve Yâ Ekremelekremîn!

Bizim, anne-baba ve ecdadımızın bize rehberlik ve kılavuzluk yapan büyüklerimizin, bir harf bile olsa kendilerinden istifade ettiğimiz hocalarımızın, sevdiklerimizin, sevenlerimizin, Içinde neşet ettiğimiz beldedeki insanların, milletimiz fertlerinin, kadın-erkek inanan bütün arkadaşlarımızın dostlarımızın, kardeşlerimizin.. Bize karşı hep civanmertçe davrananların.. Hayır dualarında unutmayıp her zaman bizi de yâd edenlerin.. üzerimizde hakkı bulunan kimselerin.. Kıymetli nasihatleriyle bize bekâ desenli sâlihatın yollarını gösterenlerin ve bütün ümmet-i Muhammedin günahlarını bağışla!Ya Rabbi!

Allahım!

Duamızın sonunda Sana olan minnet ve şükran hislerimizi bir kere daha tekrarlıyor, Resûl-ü zîşânı, âlini, ashabını bir kez daha salavâtlarla anıyor ve dualarımızı kabul buyurmanı istirham ediyoruz. Ne olur, bizlerin dualarına icabet buyur ya Rabbi! Amin ve selamün alel murselin vel hamdü lillahi Rabbil-alemin