Osmanlıların Stratejik Sorunları (Mehmet Tanju Akad) - Eğitim Günlüğü - Yakup Çetin
Son Eğitim Makaleleri
Loading...

21 Aralık 2011 Çarşamba

Osmanlıların Stratejik Sorunları (Mehmet Tanju Akad)

Kitabın adı : Osmanlıların stratejik sorunları
Kitabın yazarı : Mehmet Tanju Akad
Kitabın yayın evi : Kastaş Yatınları Cağaloğlu/İstanbul
Basım yılı : 1995

Kitabın Konusu

Türklerin Anadolu'ya gelişlerinden itibaren Hıristiyan Dünyasının tepkileri; Haçlı Seferleri, Arap ve Yunanlıların tutumları; balkanlarda gelişmeler, Anadolu'nun direnişi;Kapıkulularının yarattığı dengeler; İmparatorluğun önce doğu ile batı ( Akdeniz Dunyası Ve İran), sonrada Ortadoğu;Karadeniz ve Hint Okyanusundan gelen dalgalar arasında yaşadığı gerilimler ve nihayet çöküşün öyküsü anlatılmaktadır.

Kitabın Özeti

Osmanlı kültüründeki medrese unsuru İslamın skolastik yorumu olan Gazali felsefesini benimseyerek yaratıcı düşünceyi yok ediyordu. Yerleşik Osmanlılar göçebe Türklerden açıkça nefret etmişlerdi. Okumuşların da yabancılaşması ne kadar gerçekse geniş kesimlerin tutucu eğilimleri ve genel ataletleri de okadar gerçektir.

Yahudiler II.Bayezit zamanında kitap basma izni aldılar ama Türkçe; Arapça kitap çıkarmaları yasaktı. Yayın hakkı ermenilere 1567, Rumlara 1627, Türklere ise 1727 de verildi ki en büyük kısıltmalar Türkler üzerindeydi. İbrahim Mütefferika sadece 17 kitap bastıktan sonra matbaası kapatıldı ve 42 yıl kaoalı kaldı.Ilk Rum gazetesi 1790, Sırp gazetesi 1791 se yayınlandı.

Osmanlılar 14. Ve 15. Yy.da Timur hariç bütün hasımlarıyla kolayca başa çıkabilmişlerdir. Bizansın güç kaynakları kurumuş. Balkan Feodalleri zayıf kalmış,orta Avrupa devletleri ise yeterli bir güç oluşturamamışlardır. Haçlı ittifaklarının sevk ettikleri ordular ise Niğbolu ve Barna da olduğu gibi perişan edilmişlerdi. Rusya ise henüz bir güç olarak gözükmemişlerdi. Osmanlılar II. Padişah Orhan döneminde Rumeli Ye geçmişler III. Pdişah Murat döneminde ise merkezi kurumları pekiştirmeye yönelmişlerse merkezleşme ve boğazlar sorununu gerçek anlamıyla çözen Fatih Sultan Mehmet’ti. Bütün bu gelişmeler içerisinde ciddi stratejik tercihlerle karşı karşıya kalan ilk padişah Yıldırım Beyazıt idi. Beyazıt’ın istihbaratı o kadar zayıftı ki sözde kendi egemenliği altındaki topraklarda Timur’un nerede olduğu hakkında en ufak bir fikri olmadan dönüp durmuş. Ordusunu yolda perişan etmiştir. Timur Bayezıtın Türk halkının kimliğini neredeyse Rum kimliğine büründürdüğü için kınamıştı. Bayezıt gerçekten giderek daha heterojen hale gelen bir devletin başında, giderek Sırp karısının ve Hıristiyan danışmanların etkisine girmekteydi. Ankara savaşını izleyen fetret devrinde ilerde yaşanacak anarşinin ip uçları bulunabilir.

Fatih iyi bir eğitim almış, Yunan ve Latin klasiklerinin hiç değilse bazılarına aşina olmuş tek sultandır. İstanbul'un fethinden sonraki durum bir çok bakımdan Doğu İmparatorlunu n yeniden kuruluşunu ve kurucusu büyük Justinyanus devrini hatırlatıyordu. Ortodoks Hıristiyanlığın Batı Roma üzerindeki nüfuzu, hakları ve iddiası tekrar doğmuş, Ortodoksların katolik Hıristiyanlığına karşı müdafaa Müslümanların sorumluluğuna geçmişti. Fatih gibi bir şahsiyet devletin idari yapısını sağlamlaştırmak ve daha istikrarlı bir toplumun temellerini atmaya çalıştı. Fatih kardeş katliamı fermanını yayımladı. Böylece tahta çıkarak olan sultan yıllar sürecek olan taht kavgalarından kurtuluyor ama tahtında köleleri ve kapıkulları ile baş başa kalıyor. Onların oyuncağı olmaktan kurtulamıyordu. Bursa ve İstanbul kardeşlerin ve kardeş çocuklarının mezarları ile dolarken Sultanlar kendilerini destekleyecek bir zadegan sınıfına mahrum kalıyorlardı. Fatih aileyi tasviye ederek bu gelenekler de bağını koparıyor ve mutlakıyetçiliği güçlendiriyordu. Uzun dönemde vahim sonuçlar uyandıracak ikinci uygulaması ise Hıristiyanların konumunu ayrı kiliselere dayanarak “millet” sistemi içerisinde kurumsallaştırılmasıydı. Çok uluslu bir imparatorluğun tüm dinleri hoşgörü ile karşılamasıyla Hıristiyan nüfusunun enerjisini imparatorluk için kullanabilecekti. Fakat kiliseler zaman içerisinde Rusya başta olmak üzere imparatorluğun düşmanları ile birleşti. Merkezleşme için yeni gelenekler yaratmaya mecburdu ve bunu söz konusu şekilde yaptı. Machiaveli ”savaş sanatı” isimli eserinde; “birdevletin varlığı ordusunun mükemmelliğe dayanıyorsa politik durumlar askeri örgütün en iyi şekilde organize edilmelidir”.

Ülke cephe örgütü tarafından yöneltiliyor.merkezde ikinci derecede bir vekiller heyeti kalıyordu.hiç bir büyük yerleşik toplumda savaş örgütü bu derecede hakim bir toplumsal konuma sahip olmamıştır. 1596da Osmanlılar Haçovada batılılara karşı son büyük meydan muharebesini kazandılar. 1759 dan sonra (müttefikler sayesinde yürütüle Kırım savaşı sayılmazsa) 1897 Yunan harbine kadar hiçbir savaşı kazanamadılar.

Yeniçeriler devlet içinde devlet olunca eğitim ve disiplinin ön şartı olan askeri itaat düzeni ortadan kalktı.tımarlar ve eyalet askerleri ise daimi profesyonel birliklerin yerini tutamadı.yavuz ve Kanuni güçbela yeniçerilerle başa çıktılar ama bir çok ödün vererek onların ahlak yapısını büsbütün bozdular(fatih’in de yeniçerilerin kendisini tanımaları için rüşvet verdiği biliniyor). Yavuz döneminde Suriye Osmanlı idari sistemine alınmış fakat Mısır her zaman belli bir özerkliğe sahip olmuştur. Askerlik tarihi bilgisi Osmanlılarda hiçbir zaman sistemleşmezken Avrupalılar 16.yy a Büyük Roma komutanlarının seferlerini ezbere biliyorlar ve analiz ediyorlardı.

Osmanlılar Türk terimini kaba ve cahil bir insan için kullanırlardı.onlara göre Türk kelimesi sadece Türkistan halkına ve Horasan çöllerinde durgun bir hayat yaşayan başıboş sürülere yöneliktir. İmparatorluğun bütün halkı Osmanlı İsmiyle çağrılır ve Avrupalıların kendilerine nden Türk dediğini anlayamazlardı. Bu kelimeyi en ağır bir hakaret saydıkları için imparatorluktaki yabancılar kimseye Türk diye hitap etmezlerdi. Ş.mardin’ e göre; Türk sözü aşiretten olmak anlamına geldiği için kötüleyici bir anlam taşıyordu.

Büyün büyük devletler denizciliği ekonomik vestratejik öneminden dolayı desteklerken Osmanlı devletinin bunu yapmamasının iki temel nedeni vardır. Ekonomik olaylara salt mali açıdan bakmak; askeri açıdan da donanmayı kara ordusunun yakın sulardaki uzantısı olarak görmek. Kadırgalardan daha suratli olan kalyonlar hasımlarını açık denizlerde affetmiyorlardı.okyanus dalgalarına dayanıklı olmayan bu gemileri top ateşleri ile perişan ediyorlardı. Osmanlının büyük ve ağır top merakıda açık ve dalgalı denizlerde avantaj sağlamıyordu.
Yorumla ve görüşün değerlensin


EmoticonEmoticon

    Hayat bir an, o da bu an...
Notification
This is just an example, you can fill it later with your own note.
Done