Eğitim Günlüğü - Yakup Çetin







Çevre Gazeteciliği Araştırma Makalem

İÇİNDEKİLER

1. GİRİŞ

2. ÇEVRE KAVRAMI

2.1. Çevre konusunda görülen problematik noktalar

2.2. Çevre Duyarlılığının Tarihçesi
2.3. Sanayileşme ve Çevre Sorunları
2.4. Uluslar Arası Çevre Raporları 5
2.5. Çevre Sorununa “İnsan Merkezci” ve “Çevre Merkezci” Yaklaşım
2.5.1. Sanayi Devriminin İnsanlar Üzerinde Oluşturduğu Olumsuz Kanılar 5
2.5.2.Sürdürülebilir Dünya Görüşüne Göre Genel Kabul Görmüş İlkeler 6
2.6.Türkiye’de Çevre Duyarlılığı
2.7.Çevre Duyarlılığında Eğitimin Önemi

3..Çevre Duyarlılığında Medyanın Yeri
3.1.Yazılı Basında Uzmanlık Alanı Olarak Çevre Gazeteciliği
3.2.Çevre Gazeteciliğinin Tarihçesi
3.3.Çevre Gazeteciliği Nedir?
3.3.1.Çevre Muhabirinde Olması Gereken Vasıflar
3.3.2.Çevre İletişiminin Çalışmaları
3.4.Çevre Muhabirleri İçin Etik Kurallar
3.5.Türkiye’de Çevre Gazeteciliği

KAYNAKLAR
  



1. GİRİŞ


Günümüz insanının belki de en büyük hayal kırıklıklarından birisi, insanoğluna sınırsız kaynaklarıyla hizmet edeceğine inandığı yeryüzünün kaynaklarının tükenebilir ve yok olabilir olduğunu öğrenmesi olmuştur.

İnsanoğlu kendi hırs ve bitmek bilmeyen açlığı dolayısıyla sınırsız olduğuna inandığı kıt kaynakları olağan üstü bir hırsla tüketerek kullanım toplumu olmaktan uzaklaşarak tüketim toplumu olması ile birlikte hem kendinin hem de gelecek nesillerin geleceğini büyük tehlikeye sokmuştur.

Çevre sorunları ile ilgili en büyük sıkıntı toplumda çevre sorunları konusunda bilincin oluşmamasıdır.  İnsanlar genellikle kendilerini direk ilgilendiren sorunlarla ilgilendikleri için toplumun genelinde genel çevre sorunlarından bir haberdir. Toplumda bilincin oluşabilmesi için Eğitim ve Medyanın gücünden yararlanarak geniş kitlelere ulaşılması gerekmektedir. Bu noktada genel sıkıntı ise kitlelere iletimi sağlayacak olan medyanın ileteceği sorunları oluşturan global sermayelerden gelir etmesidir.


2. ÇEVRE KAVRAMI

Çevre sözcüğü öncelerde kıt anlamda “Ortam, bulunulan yerin çevresi” anlamlarında kullanılmaktaydı ancak 70’li yıllardan sonra bu tanımlar değişerek “Bir yerdeki fiziksel ve kimyasal koşullar ile birlikte yaşayan canlının oluşturduğu ortama o canlının çevresi denir.” Şekline dönüşmüştür.

Çevre bilimi yakın ölçekten bakıldığında çok sığ gibi görünse de incelenmeye başlandıkça birçok ilgi alanı ve bilimi içine almaktadır.

Ekoloji Ev anlamını taşıyan oikos ile bilim anlamına gelen logos kelimelerinden birleştirilerek oluşturulmuşudur. Ekolojinin bilim dalı olarak kabul edilmesi 1940’lı tarihlerdedir.  Ekoloji hayvan ve bitkilerin çevresi ile ilgili etkileri incelerken çevre kavramı veya Çevre Bililimi daha genel bir anlamda olayı insanı da içine katarak yapay ve doğal ortamda değerlendirmektedir.

Çevre Bilim kendine özgü kuralları olan bir bilim dalı değildir, aksine çok geniş bilim dalları olan Fizik, kimya, biyoloji mühendislik gibi bilim dalları ve hukuk, iktisat, felsefe sosyoloji ve psikoloji gibi bilim dalları çevrenin korunması hakkında öne sürdüğü konulardan oluşmaktadır.

İnsanın çevredeki etkilerinin kabulünden sonra 70’lıyıllar sonrasında Ekoloji bilimine ek olarak İnsan Ekolojisi ve Toplumsal Ekoloji diye yan dallarda eklenmiştir.

2.1. Çevre konusunda görülen problematik noktalar

1.       Dünyadaki iktisadi kaynakların sınırlı olmasına karşın insanların sonsuz tüketim arzusu vardır ve egemen sistem kapitalizmin bu arzuyu artırması artırması.
2.       Kıt kaynaklarla donatılmış dünyada insanların sınırsız ilerlemek ve büyümek için çaba harcamaları ve bu çabaları yüce bir ideal olarak benimsemeleri.
3.       Üçüncü dünya ülkelerinde fakirlik ve geri kalmışlık çevre sorunlarına yol açmakta ve oluşan çevre sorunları yeni sorunlara yol açmaktadır.  3. Dünya ülkeleri gelişmek için çevreyi tahrip ederken çevrenin korunmasının maliyetinden dolayı bu konularda çalışmaların yapılmaması.
4.       Sonsuz hırs ile Çevreyi tahrip eden sermayenin bir taraftan çevre sorununa çözüm olarak alternatif kazanç sağlama yollarına girmesi.
5.       Çevre korumanın maliyetlerinin kim tarafından karşılanacağı sorusunun çözüme kavuşturulamaması.
6.       Çevreye koruma amaçlı uygulanan metotlarda bile çevrenin nasıl bir tepki vereceğinin bilinememesi.
7.       Çevre sorunlarının nedenleri ve çözümleri noktasında fikir birliği sağlanamamasıdır.

2.2. Çevre Duyarlılığının Tarihçesi

İlk çağlarda insanları çevreyi korumak için önlemler almasına gerek yoktu, insanların sayısı azdı ve çevreye zarar verecekleri teknolojileri çok kısıtlıydı.

Geçen zamanda insanlar kısıtlı bireysel alanlardan toplumlara kayarak büyük şehirler ve toplumları oluşturunca çevre sorunları baş göstermeye başladı. Örnek: Romalıların şehir atık çukurlardan yayılan salgın hastalıkları gösterilebilir.
Çevre duyarlılığı için çıkarılan ilk yasa 1273 yılında İngiltere’de Sanayi devrimi sonrası hava kirliliği ve çevreye çöp atılamamasını kapsamaktaydı.

17. ve 18. yüzyılda çevre sorunlarına dikkat çeken düşünürlerin sözleri;

John Locke “İnsanlığın ortak malı olan değerlerden yararlanabilmek için, herkesin kendi malını, başkalarına zarar vermeyecek biçimde kullanması gerektiğine dikkat çekmiştir.”

Thomas Malthus “Nüfus artışı gıda arzının çok üstünde olduğunu belirtmiş ve ilerleyen zamanlarda insanlığın açlıkla karşı kalacağını savunmuştur.”

Jean Jacques Rousseau “İnsanların Toplum yararı söz konusu olduğunda bireysel çıkarlardan vazgeçmesi gerektiğini ön görmüştür.”

2.3. Sanayileşme ve Çevre Sorunları


Sanayileşme süreci ile birlikte insanoğlu doğanın bir parçası olduğunu unuttu ve doğanın kendileri için hammadde olduğunu düşünmeye başlamışlardır.

Prof. Dr Ruşen Keleş Tüketim faaliyetlerin hayıtın içindeki yerine dikkat etmek için Descartes(Dekart) in “Düşünüyorum o halde varım” sözünü “tüketiyorum o halde varım” olarak değiştirerek konuya dikkat çekmiştir.

1980 yılında Dünya Koruma Stratejisi yayınlandığında İnsanın doğanın bir parçası olarak var olduğu ve Doğa ve Doğal kaynaklar korunmadığı takdirde insanlığında bir geleceği yoktur.

2.4. Uluslar Arası Çevre Raporları


Uluslar arası çevre raporlarından ilki olan Massachusetts Üniversitesi raporu olan “Büyümenin sınırları” raporu büyük ilgi uyandırmış olsa da az gelişmiş ülkeler raporu politik buldu ve gelişmelerinin önünde bir engel olarak değerlendirdiler. Bu raporun yayınlandığı yıl 5 Haziran 1792’de Birleşmiş Milletler Dünya Çevre Konferansı gerçekleştirildi. Bu toplantı Dünya Çevre Programının kurulmasında önemli rol oynamıştır ve aynı toplantıda “5 Haziran’ın Dünya ve Çevre günü” olarak belirlenmesi kararı da çıkmıştır.  

2.5. Çevre Sorununa “İnsan Merkezci” ve “Çevre Merkezci” Yaklaşım


İnsan Merkezci yaklaşım, insan istek ve çıkarların ön planda tutulduğu yaklaşımdır.  Bu yaklaşımda çevredeki her şey insanların isteklerini karşıladığı kadar önemlidir.

Çevre Merkezci yaklaşımda insanlarda doğadaki diğer varlıklarla eş değer görülür ve doğanın parçası olarak kabul edilir.

2.5.1. Sanayi Devriminin İnsanlar Üzerinde Oluşturduğu Olumsuz Kanılar

1.       Biz doğadan ayrıyız
2.       Biz diğer türlerden üsteyiz.
3.       Rolümüz vahşi doğayı fethetmek ona boyun eğdirmek ve amaçlarımız için onu kullanmaktır.
4.       Kaynaklar sınırsızdır.
5.       Kullandıklarımızı her zaman atabileceğimiz uzak bir nokta vardır.
6.       Bilim ve teknoloji her sorunu çözer.
7.       Ne kadar üretir ve tüketirsek o kadar ileri oluruz. Ekonomik büyümeye sınır yoktur.
8.       En önemli birey veya ulus dünyanın kaynaklarına en çok hükmeden kullanandır.

İnsan Merkezcilikte Kullan ve at mantığı geçerlidir.  İnsan Merkezli yaklaşımın zararları görünmeye başlayınca “Sürdürülebilir Dünya” görüşü benimsenmeye başlamıştır.

Bu görüşte insan merkezli bir görüş olsa da “”Çevre Merkezci” yaklaşımın bazı özelliklerini alan “Yaşam Merkezli” bir görüştür.

2.5.2.Sürdürülebilir Dünya Görüşüne Göre Genel Kabul Görmüş İlkeler


1.       İnsan doğanın bir parçasıdır. Tüm canlılar bir birine bağımlıdır.
2.       Doğa düzeninde bu gün yapılan değişikliklerin gelecekte insanlar ve canlılar üzerindeki etkileri öngörülemez.
3.       Dünya karmaşıktır, Bilim ve Teknoloji tam olarak döngüyü anlamlandıramaz.
4.       Dünya insana ait değil, insan doğaya aittir.
5.       İnsanın doğadaki rolü, Doğayı anlayıp onunla etkileşime girmesidir.
6.       Her canlı veya nesne doğanın bütünlüğü içerisinde anlamlıdır.
7.       Temel gereksinimler karşılanırken doğaya en az zarar verecek yöntemler uygulanmalıdır. Doğa sadece temel gereksinimleri karşılayacak potansiyeldedir.
8.       Doğadaki sınırlı kaynaklar kullanılırken aç gözlülük yapılmamalıdır.
9.       Dünyayı daha iyi bir yer olarak bırakamıyorsak en azından bulduğumuz gibi bırakmalıyız.
10.   Herkes kendi kirliliği ve çevreye verdiği zarardan sorumludur, atıklarımızı başka alanlara veya ülkelere dökmek kimyasal savaş uygulamakla eş değerdir.
11.   Doğayı korumada yasaların önünde olmalıyız.
12.   Türlerin yok olmasını önlemek için aşırı doğumlar önlenmelidir.
13.   Yoksulluğu önlemek için yapılan yardımlar lütuf değil bir görev olarak görülmelidir.
14.   Doğayı ve kendimizi sevmeyi doğayla barışık yaşamayı bir yaşam felsefesi olarak kabul etmeliyiz.

Sürdürülebilir Dünya görüşüne göre çevre duyarlılığına sahip insanlar kendilerini sadece bir ülkenin vatandaşı olarak değildi dünyaya son derece bağlı küresel bir dünyanın bireyleri olarak görürler. Ancak bu şekilde görüşe sahip çok az insan vardır.

2.6.Türkiye’de Çevre Duyarlılığı


Ülkemizde bugünkü anlamda çevreci hareketler 1970 yıllardan sonra başlamıştır. Buda Dünya’da akımlarla uyumlu bir şekilde ülkemizde de çevre akımlarının başladığını göstermektedir.

1978 yılında Başbakanlık Çevre Müsteşarlığının başlangıcı ilk hareket başlamış 1991 yılında Çevre Bakanlığı Kurulmuştur. 2003 yılında Bakanlık Orman Bakanlığı ile birleşerek Orman ve Çevre Bakanlığı olmuştur.

Ülkemizde 1970 yıllarda Çevre ile ilgili gönüllü kuruluşlarda devam etmeye başlamıştır. (Türkiye Çevre Vakfı vb) daha önce bahsettiğimiz gibi ülkemizde gelişmekte olan bir ülke olduğu için genellikle sanayileşme ön plandadır.
1980’lerde Doğal Hayatı Koruma Vakfı, Tema gibi dernek ve vakıflarda ülkede faliyet göstermeye başlamıştır.




2.7.Çevre Duyarlılığında Eğitimin Önemi


Çevre duyarlılığının diğer bir deyişle çevre bilinci geliştirilmesinde ailenin, eğitim kurumlarının, kitle iletişim araçlarının ve sivil toplum örgütlerinin önemli bir rolü vardır. Çevre bilincine sahip kişiler çevre dostu olurlar ve çevrenin tahrip edilmesine duyarsız kalmazlar.

3.Çevre Duyarlılığında Medyanın Yeri


Çevre duyarlılığının artırılması ve çevreye olumsuz etkilerle ilgili haberler ve bu haberlere konu alan sorunların çözümleri ile ilgili çözümler Medyada çok az yer almaktadır. Medyanın çevre konusuna fazla değinmesindeki sebepler arasında magazin, spor vs haberlerin daha fazla reklam çekmesi ve bezende çevreye zarar veren kurum veya kuruluşların Medya için reklam veren pozisyonunda olması gibi sebeplerden dolayı medya çevre haberlerine ağırlık vermemektedir.

Söz konusu bir çevre haberi yayınlanıyorsa da çeşitli medya teknikleri ile yayınlanan haberler önemsizleştirilmektedir.


3.1.Yazılı Basında Uzmanlık Alanı Olarak Çevre Gazeteciliği


            Gazetecilikte ilk zamanlarda basılı medyada gelir basılı gazetelerin satışından elde edilebiliyordu ve medya sadece medya faaliyetleri yürütüyordu.

Günümüzde ise artık gazetelerin satışından elde ettikleri gelirden daha çok reklamdan büyük kazançlar elde edilebilmektedir. Artık günümüz Medyası sadece Basılı, Görsel ve işitsel medya faaliyetleri ile ilgilenmiyor Kapitalist sistemin getirdiği şartlar gereği devamlı olarak iş dallarını genişleten büyük şirketler haline geldiler.
Günümüzde medya kapitalist sistemden beslenen bir yapının içinde olduğu için bu sistemin çıkardığı çevre sorunlarına gösterebilecekleri hassasiyet ve önem ortadadır. Günümüz medyasında çalışan gazetecilerde aynı sistemin içerisinden kazançlar elde ettiği için özellikle Çevre Gazeteciliği yapan bireylerinde Medya şirketlerinde olduğu gibi Siyasi, Ekonomik menfaatler dışında kalması düşünülemez.

3.2.Çevre Gazeteciliğinin Tarihçesi


Çevre haberleri iletişim araçlarında yayımlanan çevreyle ilişkili güncel olaylar, eğilimler, sorunlar ve insanlarla ilgili bilgilerdir. Çevre gazeteciliğinin kökleri doğa yazarcılığına dayanmaktadır. Çevre gazeteciliğinin başlangıcı 19. Yüzyılda Hanry David Thoreau ve Perkins Marsh gibi yazarların doğanın güzelliği hakkındaki yazıları ve bu güzelliklerin korunmasına dikkat çekmeleri ile başlamıştır. Bu yüzyılda Amerika’da Çevre Koruma fikri önemsenerek Ülkede Milli Parklar oluşturulmuştur.
Yine aynı dönemde hazine arazilerindeki petrol yatırımcıların dikkatini çekmiş ve bu alanlarda yapılan kanunsuzluklar gazeteler tarafından haber yapılmıştır.


Doğa hakkındaki yazarlığın geçmişi çok eskilere dayansa da Çevre Haberciliği 1970’li yılarak kadar tam şekillenmemiştir.

Rachel Carson’un “Sessiz Bazhar” isimli kitabın 1962 yılında yayımlanması, 1970 yılında Birleşmiş Milletler ve Unesco tarafından yapılan toplantılar sonrası Uluslar arası Çevre Eğitimi Programının ortaya çıkması, çevre politikaların ve yasaların çıkması ve 60’lı 70’li yıllardaki çevre örgütlerinin aktif rol oynaması ile birlikte 1990 yılında kurulan Çevre Muhabirleri Derneği’nin kurulması ile birlikte bu meslek daha fazla bilinmeye başlandı.


3.3.Çevre Gazeteciliği Nedir?


Çevre Haberciliği insanoğlunun kendi türü dışındaki canlı cansız varlıklarla etkileşimiyle ilgili olarak ortaya çıkan olaylar, sorunlar hakkında ki habercilik faaliyetleridir.

3.3.1.Çevre Muhabirinde Olması Gereken Vasıflar

1.       Bilimsel lisanı ve uygulamaları anlamalı.
2.       Geçmişteki çevresel olaylar hakkında bilgili olmalı.
3.       Çevre politikaları ve çevre örgütleri hakkında bilgi sahibi olmalı.
4.       Güncel sorunlar hakkında bilgi sahibi olmalı.
5.       Tüm elde ettiği yukarıdaki bilgileri anlaşılabilir bir şekilde kamuya akıtabilmeli. 

3.3.2.Çevre İletişiminin Çalışmaları

1.       Çevresel retorik ve konuşma.
2.       Haber, Medya ve Çevre Gazeteciliği
3.       Çevre ile ilgili kararları almada halkın katılımı
4.       Çevre koruma kampanyaları
5.       Çevresel işbirliği ve çatışma çözümü
6.       Risk iletişimi

Çevre Muhabirleri devamlı olarak güncel sorunlardan haberdar olmalı ve güncel sorunlarla ilgili kamuyu bilgilendirmelidir.

Gazetecilik mesleğinin genel etik kurallarından birisi olan objektifliğe karşın çevre muhabirciliğinde muhabirin çevrenin tarafı olarak haber yapması Çevre Gazeteciliğinde genel kabul görmüş bir durumdur.  İçinde bulunduğumuz Dünya’mızın yanı evimizin genel sağlığı açısından taraflı yaklaşmak gerekmektedir.

3.4.Çevre Muhabirleri İçin Etik Kurallar


1998 yılında yapılan Uluslar Arası Çevre Muhabirleri Kongresinde belirlenen Çevre muhabirleri etik kuralları şu şekildedir;

1.       Temiz çevre ve Sürdürülebilir kalkınma temel haktır ve yaşam, sağlık ve esenlik haklarıyla yakından ilişkilidir. Çevre muhabirinin görevi yerel, ulusal ve evrensel boyuttaki çevresel tehditleri kamuya bildirmelidir.
2.       Çevre muhabiri ticari veya politik hiçbir kaygı gütmeden çevre üzerinde ortaya çıkan yeni bilgi, haber ve görüşü bildirmelidir.
3.       Çevre muhabiri kamuyu bilgilendirirken mümkün olduğunca çok kaynak göstermeli spekülasyona dayalı yanlı yorumlardan kaçınmalıdır.
4.       Çevre Muhabiri ulaştığı bilgi, haber ve kaynaklara diğer tüm kişi, kurum veya meslektaşlarının da ulaşması için yardımcı olmalıdır.
5.       Çevre muhabiri yeniliklere açık olmalı, daha önce doğru bildiği bilgiyi düzeltebilmeli ve kamuyu yeni bilgi ışığında aydınlatmalıdır.
Çevre Gazeteciliğinde muhabirin görevi çevreyi yöneticilerin ve iktidardakilerin nasıl yaşanılmaz hale getirmekte olduğunu kamuya göstermektir. Çevre muhabirleri haberleri yaparken çevreyi tutarak yanlı haberler yapsalar da bu haberleri medyada aktarırken çok abartılı söylemlerden uzak durmalıdırlar. İnsanlar öncelikli olarak kendi yaşadıkları sıkıntılara endeksli oldukları için çok abartılı anlatımlı çevre haberlerini gereksiz bulup hiçbir şekilde dikkate almamaktadır.

Maalesef özellikle basılı iletişim araçlarında Çevre haberleri istenilen yeri bulmamaktadır. Medyada Çevre olaylarına yer verilede önemsiz bir şekilde verildiği için istenilen etkiyi yapmamaktadır. Ancak yinede bazen Medya çevre ekleri vererek çevre konularına nadiren de olsa da dikkat çekmektedir. Ülkemizde çevre gazeteciliği ayrı bir uzmanlaşma alanı olarak görülmediği için ülkemizde dünya genelindeki normları yakalayamamıştır.

3.5.Türkiye’de Çevre Gazeteciliği


Türkiye’de kayıtlı hiçbir çevre muhabiri yoktur, Çevre muhabiri olarak çalışan insanlarsa diğer muhabirlik alanları asli alanları iken bu alana sadece katkı yapmaktadırlar. Ülkemizde Çevre Gazeteciliğindeki en büyük eksiklik Çevre konusunda Uzmanlaşma eksikliğidir. Şuan ülkemizde olan şekilde değil de tam tersi yönde her alanda (örneğin Ekonomi, Turizm vb) alanların içene Çevre konularının katılması gerekmektedir. Çevre haberciliği felaket haberciliği görünümünden çıkartılarak insanların dikkati çekilmelidir, mesela gezi programları gibi sevilen ilgi duyulan konuların içersine Çevre konuları yerleştirilmelidir. 

Türkiye’de ise gazeteciler çalıştıkları kurumun iç politikasından dışarı taşamadıkları veya özellikle ekoloji alanında bir bilinç olmadığından çevre gazeteciliği de kadük kaldı. Tabi buna çalışılan kurumların mevcut hükümetler ve iş dünyasıyla olan dirsek teması da unutulmamalı.

Siyasi habercilik, magazinsel habercilik, sportif habercilik gibi toplumdan geri besleme oluşmayınca, basın da bu alanda uzmanlaşmasına gerek duyulan muhabirler oluşamadı.



KAYNAKLAR


  1. Şövalyelik Mesleği Gazeteciliğin Uzmanlık Alanları

  1. EKOIQ Yayın Yönetmeni Barış Doğru

  1. Çevre Gazetecileri Derneği



Share on Google Plus

0 yorum:

© 2005 - 2017. Yakup Çetin - Elementx Tasarım

Bozkır Yukarı Mahalle 50044 Sokak Yıldızhan Koperatifi Dışkapı No:4C İç Kapı no:9 Bozkır Konya
Telefon: 0 544 343 86 28 - Fax: 0332 426 23 30
iletisim@yakupcetin.com

Bize Ulaşın: